AB-Türkiye Sürecinde Samimiyet Sorunu

Avrupa Birliği ile Türkiye arasında yürütülen müzakere süreci dördüncü yılını geride bırakmış beşinci yılına girmiştir. Geçen süreç zarfında sürdürülen müzakerelerde sürekli zikzaklı bir güzerhag takip edilmiş, taraflar birbirine karşı samimi davranmamışlardır.

Türkiye’nin AB’ye girmesi sıradan bir durum olmayıp, 72 milyon vatandaşın kaderini birebir etkilerken aynı zamanda 250 milyonluk AB’yi de yakından ilgilendirmektedir. Dört yıllık bir müzakere sürecinden sonra öyle bir noktaya varılmışki, Türkiye’nin AB’ye tam üye olması da, olmaması veya özel bir statüye sahip olması da beraberinde ciddi sorunlar yaratacaktır. Bu gerçekliğin degişmesi kolay olmamakla birlikte, ciddi ve samimi çabaların verilmesi sonucu mümkündür. Işte bu noktada sorunlar var ve giderek süreç karmaşık bir hal almaktadır.

Dördüncü yılını geride bırakan müzakere süreci pek dikkate alınabilecek bir gelişme kaydetmediği aşikardır. Eğer Türkiye’de yaşanan tüm gelişmeler AB Sürecine bağlı olarak ortaya çıktığı iddia edilse o zaman « olumlu » sayılabilecek bir not düşülebilir.

Ne varki yaşanan gelişmeler konusunda her iki tarafta da ciddi bir ikiyüzlülük ve samimiyetsizlik hakimdir. Yeri geldiğinde, özellikle seçim yatırımı ve mühalefete karşı savunma amaçlı olarak AKP yetkilileri sık sık farklı demeçler verdiklerini görmekteyiz. Yani Türkiye’de yaşanan gelişmelerin doğal ve yaşanan her olumlu gelişmenin temel nedeni Türkiye’nin ihtiyacı doğrultusunda oldu, z konusu gelişmelerin AB ile hiç alakalı olmadığı söylenmektedir.

AB çevrelerinde de benzer bir yaklaşımın egemen olduğunu görüyoruz. Türkiye’nin adaylık konusu gündeme geldiğinde, özellikle Almanya ve Fransa gibi AB’nin güçlü ülkeleri tarafından sürekli negatif bir izlenim verilmektedir. Türkiye’nin attığı adımların müzakere sürecine bağlı olmadığını, Kopenhag kriterleri konusunda henüz çok geride olduğunu onlar da söylemektedirler. Son bir yıldır Almanya ve Fransa’nın bu negatif yaklaşımı diğer ülkeler üzerinde de etki kurduğunu gözlemlemekteyiz. Avrupa Parlamentosunun bu yıl yapılan seçimlerinde Hiristiyan Demokratların daha güçlü çıkması Türkiye konusunda bu iki ülkenin elini daha da güçlendirmiştir.

Geçen hafta Avrupa Parlamentosunda AB Genişleme Stratejisi tartışılırken Türkiye ile ilgili konuşulanlar yukarıdaki tabloyu birebir doğruladığını söyliyebilirim. Daha önceki yıllarda da aynı müesesenin Türkiye ile ilgili tartışmalarını takip etmiş biri olarak, bu yıl ifade edilenlerin çok negatif olduğuna bizzat tanık oldum. Ne varki türk basınında bu konuda oldukça yanıltıcı haberler yer almıştır. Dilendirilen bir yığın negatif sözlerin arasında « iyi » denilecek birkaç sözü cımbızlıyarak türk kamuoyunu manipule etmekle hiçbir yere varılamaz.

Ne yazıkki Kürt sorunu noktasında da aynı samimiyetsizlik ve ikiyüzlülük egemendir. Türkiye’nin AB’ye girmesinden yana olmayan malum güçler aynı zamanda bu ülkenin istikrarını da istememektedirler. Önümüzdeki günlerde Türkiye ile ilgili hazırlanacak olan AP yıllık raporunda, Kürt sorunu ile ilgili dile getirilecek olanların sadece birkaç formatif sözden ibaret olacağını şimdiden anlamak mümkündür.

Türkiye’nin AB’ye tam üye olmasına karşı olmayan bendeniz şu gerçekliğin altını özellikle çizmek istiyorum ; ne Türklerin ne de Kürtlerin AB’li yetkililerinin mevcut yaklaşımlarına güvenme lüksüne sahip değiller, olmamalıdırlar.

Ahmet DERE  /  28.11.2009

www.vartositesi.com
VARTONUN ÇIĞLIĞI

Gönderen www.vartositesi.com 30 Kasım 2009 Pazartesi 0 yorum


Konjonktür Çözümü Dayatmaktadır

Globalleşen dünyada hiçbir toplumsal sorun salt kendisiyle sınırlı kalamamaktadır. Hele bu sorun Ortadoğu gibi bir bölgede ise müşterek güçlerin sayısı daha fazla olmaktadır. Söz konusu Kürt sorunu olunca bu husus daha fazla uluslararası bir konu haline geliyor. Dolayısıyla direkt muhatap olan hiçbir güç veya güçler salt kendi inisyatifiyle bu sorunu çözemezler veya çözümsüzlükte ısrar edemezler.

Bu yılın Mayıs ayından beri Türkiye’de tartışılan « Demokratik Açılım » bölgesel ve uluslararası konjonktürden kaynaklanan dayatmanın bir sonucu olmadığını söylemek pek gerçekçi değildir. Dünyada yaşanan gelişmeler Türkiyeyi ciddi bir değişime zorlamaktadır. Kürt sorunu bu yönde önemli bir engel deşkil ettiği için çözümü de daha fazla zorunlu hale gelmektedir. Bu nedenle, ister Türk devletinden kaynaklı olsun isterse de Kürtlerden kaynaklansın hiçbir engelleyici etken belirleyici bir role sahip değildir, olamaz da.
Genel anlamda konjonktürel koşullara bakıldığında Kürt sorunu yavaş yavaş « kalıcı » bir çözüm yoluna girecektir. Ancak bu yol ne Türk devletinin istediği gibi gelişecek ne de Kürtlerin istedikleri gibi olacaktır. Benim takip ettiğim kadarıyla uluslararası güçlerin, özellikle AB ve ABD , üzerinde mutabık kalacakları bir çözüm olacaktır. AKP’nin sık sık dilendirdiği gibi bu proje bir Devlet Projesi değildir, buna inanmak için hiçbir mantıklı neden yoktur. Ancak Türk devleti iş bu projeyi kendisinin ki gibi kabul edip kamuoyuna kabul ettirmek zorundadır, başka türlü davranması da kabiliyeti dışında bir durumdur.
Uluslararası Konjonktür nasıl bir çözümü gerektirmektedir diye soracak olursak ; her şeyden önce Kürt halkının vermiş olduğu mücadele kendi gerçekliğini kabul ettirmiştir. Geçmişte olduğu gibi bundan sonra hiçbir güç Kürtleri inkar edemez ve katliamlardan geçiremez. Az da olsa geliştirilen kürt dilinin bundan sonra yokmuş gibi sayılmasının da mümkünatı yoktur. Yine yerel yönetimler bazında Kürtlerin elde etmiş oldukları kazanımların geri alınması da mümkün olamaz, zira bu aynı zamanda uluslararası mükavelelerin de gerektirdiği gelişmelerdir. Dolayısıyla bu noktalarda geri adım atılması artık mümkün görünmemektedir.

Pek iyi ne olacak bundan sonra ? Kanaatime göre AKP yavaş yavaş uluslararası konjonktürün dayattığı çözüm formülünü Türkiyelileştirme çabası içerisindedir. Kürt dilinin daha serbest kulanılması önünde varolan engelleri kaldırıp gerek devlet dairelerinde gerekse de özel televizyon ve radyolarda kulanılmasına imkan tanıyacaktır. Ancak, kürt dilinin resmi sıfat kazanmasına imkan tanıması pek mümkün görünmemektedir. Diğer taraftan gerillanın silah bırakması ve yurtdışında yasaklı olan Kürtlerin serbest geri dönmelerine ilişkin yasal düzenlemeler yapılacak ama askerlik sorunu buna dahil edilmiyecektir. Bu ise onurlu Kürtlerin geri dönüşü önünde ciddi bir engel olarak kalacaktır.

Yukarıda saydığım konularda somut adımların atılması kaçınılmazdır. AKP bu adımları ya atar ya atar başka opsiyonu yoktur.
Kürtler bu adımlarla yetineceklermi ? elbete değil. Fakat şu da bir gerçektir ; 1980 ve 1990’larda hepimiz tarafından talep edilen ve bu uğurda mücadele ettiğimiz ‘bağımsız ve demokratik bir Kürdistan’ adeali de günümüzde gerçekçi olmadığını bilyoruz. Kürtlerin taleplerinde artık ayakları yere basması gerektiği gibi, önüne konanı olduğu gibi kabul edip onunla yetinecekleri anlamına da gelmemelidir. Türk devleti zayıf olsa bile Kürtlerin bazı taleplerinin kabul göremez. Zira, yukarı da da belirtiğim gibi, Kürt sorunu golabelleşen dünyanın bir problemidir ve bu dünyanın onayı dışında farklı bir çözüme bağlanması da mümkün değildir. (gelecek yazımda bu husu biraz daha açacağım)

Ahmet DERE  /  09.11.2009

Gönderen www.vartositesi.com 11 Kasım 2009 Çarşamba 0 yorum



1827 yılında Almanya'nın Brandenburg kentinde Karl adında bir çocuk dünyaya gelir. Babası müzik öğretmeni olan Karl, aile içinde baş gösteren huzursuzluklardan dolayı bir Fransız yetimhanesine gönderilir. Daha sonra gemilerde miço olarak çalışır. Hamburg'tan kalkan bir gemiyle İstanbul'a giderken henüz 12 yaşındadır. Gemi İstanbul'a geldiğinde denize atlayan Karl, Kız Kulesi'ne yüzerek kaçar. Kendisini kurtaran Kız Kulesi'nin bekçisine gemiye geri dönmek istemediğini söyler. İki ülke arasında küçük bir politik sorun yaşanır. Ama Osmanlı sadrazamı Ali Paşa sorunu çözer ve Karl'ı korumasına alır. Karl Mehmet Ali adı alır. Mehmet Ali, Kırım, Bosna ve Karadağ savaşlarından sonra 2. Abdulhamit döneminde paşa ünvanını alır.Mehmet Ali Paşa, 1878 yılında imzalanan Berlin Antlasması'nda Osmanlı'yı temsil eden üç kişiden biri olur. Almanca,Fransızca,Yunanca, Farsça ve Arapca dillerinde şiirler yazan Mehmet Ali Paşa'nın dört kızı olur. Paşa'nın Leyla adındaki kızının da bir kızı olur; Celile. Celile bir erkek çocuk doğurur: Şair Nazım Hikmet!Görüldüğü gibi Karl'dan Nazım'a uzanan hikayenin gösterdiği gibi, Kız Kulesi'nin her zaman hikayeleri vardır. Eger Kız Kulesi Karl'ı kurtarmasaydı, Nazım olmayacaktı.

SUNAY AKIN'a sevgiler.

Gönderen Çayan 5 Kasım 2009 Perşembe 0 yorum


Barışa Yolculuk

Barış kutsal bir kavramdır, insani değerlerden azıcık nasibini almış kişi veya kişiler bu kavramın pratikte gerçekleşmesine karşı çıkmaz, çıkmamalıdır. Insanlık tarihinde yaşanan büyük savaşlar kadar önemli barış adımları da gerçekleşmiştir. Savaşı geliştiren her güç barışı da yapabilecek anlamına gelmez, ancak önemli barışları yapabilecek güçler savaşı da geliştirebilmiş olanlarıdır. Tarih bize bunun bir gerçek olduğunu çok güzel bir şekilde göstermiştir.

Tarih derslerinde, özellikle Avrupa okullarında, 30 yıl savaşları diye bir süreç anlatılıyor. 1618 ila 1648 yılları arasında yaşanan savaşlarda Avrupa’daki halklar birbirini boğazlamışlardır. Bu savaşların temelinde Katolik ve Protestan kiliselerinin iktidar mücadelesi olsa da, esas neden siyasal ve dönemin Avrupa devletleri arasında kıtayı paylaşma gerçekliğidir. Savaşların sonuç vermiyeceği anlaşılınca, 1648 yılında Festfalya Antlaşması yapılarak söz konusu kitada önemli bir tarihi döneme yol açılmıştır. Daha sonraki süreçlerde de Avrupa’da değişik düzeylerde savaşlar yaşanmış, ancak hiçbir savaş esas amacına ulaşamamış, sonuçta sağduyu ve barışçıl adımlar üstün gelebilmiştir. Eğer bugün Avrupa Birliği birçok konuda örnek alınabiliyorsa ve giderek halkların Konfederasyonuna doğru gidiyorsa, geçmişten dersler çıkarılarak atılan barışçıl adımların sayesindedir. Insanlık tarihinin bize gösterdiği gerçek ; yücelik mertebesine ulaşan güçler barışın tarafında yer almış olanlarıdır.
Avrupa kıtasına nazaran Ortadoğu bölgesi daha fazla sayıda savaşlara ev sahipliği yapmıştır. Ne varki bu bölgede halen kutsal barış süreci başlamamıştır. Bunun nedenleri çok açıktır, başka kıtalarda barış güvercini olanlar bu bölgede elinde kılıçla dolaşmaktadırlar. Ancak bu da bir gerçektir ki nerede olursa olsun, esas barış ancak bölge halkları tarafından sağlanabilir. Dış güçlerin rolü etkileyici olsa da temel belirleyici güç bölge halkıdır. Bu nedenle Barışa Yolculuk yapması gereken halk Kürt, Türk, Arap, Fars ve bölgenin diğer halklarıdır.

Kürtler sömürülen bir halk olmasına rağmen barışa doğru yolculukta en fazla fedakarlığı da yapabilmiştir. Savaşın en yoğun yaşandığı 1990’lı yıllarda da bu fedakarca adımların atıldığını,  ateşkesin ilan edildiğini biliyoruz. Sayın Abdullah Öcalan’ın Imralı’ya getirildiği süreçte intikam duygularının kabarmasına önemli bir zemin olduğu bir dönemde bile yine Kürt Hareketi tarafından barışçıl kararlar alınmış, gerilla güçleri sınır dışına çıkarılmıştır. Ne var ki Kürtlerin her olumlu adımı Türkiye’deki kimi güçler tarafından sürekli olarak suistimal edilerek, esas olması gereken barışın sağlanması engelenmiştir.
2009 yılının ilk çeyreğiyle beraber, hem Türkiye açısından hem de Kürtler açısından yeni ve sağduyunun biraz hakim olduğu bir sürece girdik. Işte bu noktada karanlık güçler de boş durmayıp, tüm imkanlarını seferber ederek süreci sabote etmeye kalktığını görüyoruz. Özellikle 19 Ekim’de, Mahmur ve Qandil’den gelen Barış Gruplarından sonra söz konusu karanlık odaklar tüm güçleriyle devreye girmişlerdir.

Yeni başlayan sürecin geçmiş dönemlere benzemediğini, benzeyemiyeceğini burada belirtmek istiyorum. Ne pahasına olursa bu süreç devam edecektir. Ve hiç kimse burada galibi veya mağlubu aramamalıdır. Eğer Kürtler Bağımsız bir Kürdistan kurma sloganıyla dağlardan inmiş olsalardı, veya Türk devleti Kürtlere « Siz Kürt değilsiniz, ilahi kendimizi Türk olarak göreceksiniz » demiş olsaydı o zaman galip ve mağlup olacak idi. Ama her ikisi de söz konusu olmadığı, olamayacağı için ortada olsa olsa her iki taraf açısından da « uygun » sayılabilecek bir Barış olacaktır. Dolayısıyla herkesin bu noktada üzerine düşeni yapması gerekmektedir.
Ahmet DERE  /  29.10.2009

Gönderen www.vartositesi.com 29 Ekim 2009 Perşembe 0 yorum




Türkiye Önemli bir Kavşakta Bulunuyor

Türkiye’nin gündeminde üç temel konu vardır; Kürt Sorunu, Ermenistan ile ilişkiler ve Kıbrıs. Bazen manşetlere ekonomik ve sosyal sorunlarla ilgili konular girse de bunlar temel sorunların önüne geçemiyor.

Kürt Sorunu Türkiye’nin başlıca problemi olduğunu herkes kabul etmektedir. 1993 yılından beri resmi ağızlar tarafından da dile gettirilen bu sorun, son yıllarda inkarı mümkün olmayan bir realite haline gelmiştir. Abdullah Gül’ün başlattığı “açılım” tartışması AKP Hükümeti tarafından da sahiplenilerek, Türkiye’deki tüm çevreler tarafından tartışılmasına rağmen henüz pratikte pek ciddi bir adım atılmış değildir. Adım atılmamasının baş sorumlusu AKP olsa da, bu konuyla ilgili herkesin belli bir düzeyde sorumlu olduğunu da bilmek durumundayız. Önemli görülen tüm sorunların çözümü aşamasında yapılacak en ciddi hata, kendi sorumluluğunu başkalarının zaafiyetiyle izah etmektir.

Türk Devleti gibi bir sistemde Cumhurbaşkanlığı, Hükümet ve Ordu önemli rollere sahip olduklarını biliyoruz. Ancak bu muhalefetin, yerel yönetimlerin ve sivil toplum kurumlarının hiç etkisi olmadığı anlamına da gelmemelidir. En etkili olan bu üç kurumun adım atması için, özellikle yerel yönetimlerin ve sivil toplum kurumlarının olaya ciddi yaklaşmaları çok çok önemlidir. Maalesef günümüz Türkiye’sinde, bu konuda bir karışıklık ve kaos olarak niteliyebileceğimiz bir durum sözkonusudur. Soyut eleştiri ve değerlendirmelerin yapılmasıyla sonuç alınamayacağını biliyoruz. DTP’nin duruşunu bu çerçeve de değerlendirmemekle birlikte, özellikle pratik çalışmalarıyla, somut öneri geliştirmesi ve perspektif yaratmasıyla sürece yeterince cevap olmadığını belirtmek istiyorum. Gerek siyasi ve sosyal alanlarda olsun gerekse de diplomasi alanında DTP’nin seçilmiş tüm üyelerinin bir seferberlik içerisinde olmaları kaçınılmaz gibi görünmelidir. Populist yaklaşımlarla tarihsel süreçlerin gerektirdiği sorumlulukların kaldırılamayacağını bilmeliyiz.

Dağın görünen tarafına baktığımızda AKP’nin birşeyler yapmak istediğini fakat CHP ve MHP’nin sürekli engel çıkarmaya çalıştıkları görülmektedir. Son günlerde CHP’nin tavrında bir değişiklik görünüyor olsa da bunun nereye kadar gideceği henüz meçhul. MHP’nin faşizan duruşu ise olduğu gibi korunuyor. Bazılarına göre MHP’nin bu tavrı yakında yapılacak olan kongresine kadar sürecek, daha sonra ise yavaş yavaş sesi kısılacaktır. Ama bana göre öyle olmayacaktır, MHP faşizan duruşuyla ayakta kalma mücadelesini stratejisi haline getirecektir. Gerek Kürtler, gerekse de Türkiye’deki demokratik çevreler MHP gibi faşizan bir karektere sahip olan bir partiye karşı daha reel ve daha uzun vadeli bir mücadele azmine sahip olmalıdırlar. Atılacak olan siyasi ve hatta anayasal bazı adımlarla herşey güllü gülistanlık olmayacaktır.

Kürt Sorunu kadar ağır olmasa da Türkiye’nin çözmesi gereken diğer bir sorun da Ermenistan ile iliskiler olduğunu biliyoruz. Spor bahanesiylen de olsa, Abdullah Gül’ün Erivan’a gitmiş olması, geçenlerde de Sarkisyan’ın Türkiye’ye gelmesi sözkonusu sorun ile ilgili yeni bir sürecin kapısını açmıştır. Uzun süreden beri kapalı kapılar arkasında yürütülen müzakerelerin sonucu olarak 10 Ekim günü Zurih’te imzalanan protokol, bu konuda geri dönüşü olmayan bir yola girildiği anlamına gelmektedir. Zira uluslararası güçlerin çıkarları, değişen dünya konjonktürü bu problemin çözümünü gerektirmektedir. Ne Ermeni diasporası bu süreci engelleyebilir ne de aşırı Türk milliyetçileri engelleyici çabalarında başarılı olacaklar. Bu konuda Ermenistan ile Azerbaycan arasında da yeni bir sürecin gelişmesi mümkündür. Izlemek gerekiyor.

Türkiye’nin önünde duran önemli problemlerden biri de Kıbrıs sorunudur. 13 Ekim günü AB Komisyonu Türkiye ile ilgili yıllık raporunu açıklarken Olli Rehn şu açıklamayı yaptı “ Kıbrıs sorunu bahara kadar çözümlenmezse sorun çıkar”. Rehn’in bu açıklaması her iki tarafa’da, aynı zamanda Yunanistan ve Türkiye’ye de bir uyarıdır. Avrupa Birliği Kıbrıs sorununu çözme noktasında son kararını vermiştir. Kim ne derse desin bu problem AB’nin genel çıkarlarına uygun bir şekilde çözülüp rafa kaldırılacaktır. Dolayısıyla Türkiye yavaş yavaş uslubunu değiştirmek zorundadır.

Yazının başlığında da vurguladığım gibi, Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en önemli kavşağında bulunmaktadır. Ne Kürt Sorunu, ne Ermenistan ile ilişkiler sorunu ne de Kıbrıs Problemi beraber yaşanılacak durumdadır. Başta ABD ve AB olmak üzere, uluslararası güçlerin ortak çıkarları bu üç noktada da Türkiyeyi karar vermeye mecbur etmektedir.


Ahmet DERE  /  17.10.2009

Gönderen www.vartositesi.com 21 Ekim 2009 Çarşamba 0 yorum

ÖMRÜMÜZÜN DURAKLARI
Doğduğumuz yerler; yaşamımızın ilk çiçeklendiği çocukluğu-
muzun, ilk gençlik yıllarımızın geçtiği yerlerdir. Ömrümüzün
ilk duraklarıdır. Köyler, kasabalar, kentlerin varoşlarıdır... Yani
hayata tutunmaya çalıştığımız yerlerdir.
Gün oldu büyüdük. Öğrenmeye çalıştık hayatı. Öğrendik.
Ve ideallerimiz oluştu. Öğrendikçe yaşamı düşündük, anlamaya
çalıştık. Düşündükçe bir kutup yıldızı gibi, yön gösterdi bize
ideallerimiz.
Belkide bir hesaplaşmaydı yaşamla aramızdaki ilişki. Ve
kırılarak öğrendik yaşamı. Her kuşak ödediği bedel sonrasında
yaşamı anladı, tecrübe edindi. Döküldük, kovulduk, yaralandık...
Yaralandıkça kinlendik, bileledik öfkemizi ve içimizdeki fırtınayı.
Kavgayla döşedik hayatın engebeli, zor, ve sarp yollarına.
Yaşamı güzelleştirmek kolay değildi elbette. Bu yolda kırılmak,
dökülmek, vurulmak ve savrulmak vardı. Kırılınca/durulunca
içimizdeki hırçın dalgalar, her şey bitti sanıldı karanlığın
sahiplerince. Oysa hayat devam ediyordu kendi deviniminde.
Zaman durdurula bilinir miydi?
Bitti, kimi şeyler için bir anlam ifade etmiş olsa da, yaşamı
güzelleştirmek isteyenler için komik ötesi bir kelimedir. Hele
karanlığın perdesini yırtmak isteyenler için „bitti“ diye bir şey
olamaz. Bu kadar basit değildir hayatla fit olmak.
Yüreklerindeki o bitmez sevdadır onları ayakta tutan. Bitmez
sevgidir onları hayata bağlayan. Yeryüzünü cennete çevirmek
isteyenler için yaşam, adeta bir tutkudur. Ölümden korkuları
yoktu, o delifişek gençlerin. Çoğunun, tek üzüntüleri güzel
yarınları görmemekti belki de. Onlar hayata tutunmak isteyen-
lerin dili, gözü ve umuduydular. Halkın bahçesine ektikleri
fidanlar, sulanmayınca boy vermediler. Bahçeyi kökten
sökmek istediler, kendini her şeyin sahibi görenler. Oysa
sokağın bir dili, bir gerçeği vardı. O kara kuru gençler bu
sokakların tozunu yutarak öğrenmişlerdi hayatı. Halkın
bahçesini büyütmek, güzelleştirmek çabası içindeydiler. Fidan-
lar eksiliyordu habire, toprak mı çoraktı, yoksa neydi, bilinmedi?
Bir korku kavramı otur(tul)du insanların yüreğine. Bir hayı huy
içinde kabus günleri, fırtınalı günler başlamış oldu. Adına
eylül fırtınası dedikleri...
Çoğu şeyi öğrenmeye vakitleri olmadı o delifişek gençlerin.
Ellerini uzatsalar yakalayacaklarmış gibi, herşey ihtimal dahilin-
deydi. Olmadı, kimi tutuklandı. Payına ölüm düştü kiminin.
Kaçak oldu kimi yollara düştü. Kaçmak, sevdiği yerleri terketmek
bir yol oldu insanlar için. Bir bilinmeze doğru uzanan yollar,
böylece başladı. Bir belirsizlik/siliksizlik aldı başını gitti. Giden-
lerin çoğu dönmedi, kayboldu. Her kayıp bir dostun kaybıydı
aslında. Yürek hanemizdeki sayıları eksildi habire.
Oysa ki o gençler, yaşanılacak güzel bir dünya ve yarınları
yaratmanın uğraşısı içindeydiler. Bir bedenden gelmiş gibi. Bir
anadan doğmuş gibi, kardeş kardeştiler... Haksızlıkların,
zulümlerin olmadığı bir gelecekti tüm düşleri. Düşlerinin maya-
sında özgürlükler vardı. Özgürlükleri için öldüler, öldürüldüler.
Çocukluğunun ve ilk gençlik yıllarının geçtiği yerler, kaderi
ve kederi oluyor insanın çoğu zaman. Anıları, masalları ve
düşleri kalmıştır orada. Ve her 'insan yaşadığı yere benzer'miş
az biraz. Anıları bir gölge gibi peşindedir insanın yeni yerde de.
Düşler küllenmemişse şayet, insan kaderinin ve kederinin
kentiyle buluşur bir gün. Ve bütün buluşmalar bir coşkuya,
sevgiye, güzelliğe vesiledir. Fırtınalı günlerdeki rüzgarın savur-
maya çalıştığı düşlerimizle, masallarımızla, anılarımızla buluş-
mak, belki de güzelliklerin başlangıcı olur. Kim bilir düşler
yeniden kurulur. Sokaklar, kasabalar, varoşlar şenlenir... Ve
unutmayın ki, her şey bir düşle başlar.
VARTONUN ÇIĞLIĞI

Gönderen www.vartositesi.com 15 Haziran 2009 Pazartesi 0 yorum

XIDIRé WELİ
Akman Gedik


Juyo tulo bari bi. Zimelé girse pirnıke ver dé biye. Seké vane " zimelbalté" zimele de henené biye. Xav u
xinc raye ra şiyené. Labelé hertim fek huyayiş bi. Pırnıkede girse ser a biye. Pırnıka qertali, pirniké de çeri biye. Mı
piye Xidiri nédibi, yan ki néno mı vir. Vané pirnıka Ap Weli ki, zaf xedar gırse biya. Dewa ma de Ali'yé Ap İsi esto,
pirnıka dé ki heni gırs a. Vané rojé Ap Weli vato :
--- Lawo Alo, mın u to ke heywan biyené, ma pirnıkané xo ra néeşkiyené ke biçerime
Ez heni bawer kena ké pirnıka Xidiri şiyare pirnika piye xo. Kesi Xidir qet muruzun nédibi. Her waxt huyene. Sosret
bi, leqçi bi. Xeylé meseleyé xo bi. Dewa reqasan de meseleyé Xidiri zaf ené vatené. Ez wazen it(y)a né meseleyan ra çend teneyan biyari ré zon(Ziwan), bınusi.


Serra 1966 de, weté aşma tebaxe de, Gimgim de hardlerz beno. Şare Gımgımi né hardlerzi
İ de xeyle anit.
Hema- hema her çeyi ra ju insan merdibi. Boni şaniyayibi war. Feqiriyé, xo ra qet qal mékeme. Hardlerz ra
çend heşti tepiya, Belediyaya Gimgimi, seré xana çend kiloyi bırınc, şekır, tayé ki çi-miyé erzaqi kena vila.
Xidir maya xo Moveté ceno (geno) şono Gimgim. Amika Moveté tever ra vindena. Xidir kuno zeré. Zemané ra tepiya vecino eno. Niya tal u tirş o. Rengé xo heni sipéloçiko. Kardi piro dé, ci ra goni néna. Amika Moveté bi (hebe)
vengé de hersin pers kena, vana ;
--- Ero Xido, kané bırınc, kané erzaqé ma
Xidir Vano:
--- Dayé, vané ' tı bekar a' ma danime éyé ke wayiré xana yé
Amika Moveté:
--- Ero ez ci de féké piyé nina keri! Tı qeyi békar a! No karé çé ma kuli tı kena.
Tabi Amika Moveté néşona ser ke, bı Tirki mordemo nézewejiyayi ra vané békar.

Anciya rojé zerré Gimgimi de ju (yew) xorté de dewané Gimgimi ra wo, esker ra amo izne. Hebé juyé
reqasaniji céreno. Juyo reqasanij hewalé eyé eskeriyo. Nata- bota pers beno. Xidiré Weli a saeté doti ra eno.
Mılet musnéno lajeké eskeri, vané " Ano mordemo ke eno reqasanıjo". Merhabatiyé dané jubini. Keyf halé jubini pers bené. Lajeko esker vano," Wulle kek Xidir zemané mı çino, ez hiréyé aşmé de gereke yaceri şori esker. Çeyé (keye) Alişani ra zaf silamé mı vacé. Vacé ke Alişani ré mereq mekeré". Na qesa dime Xidir berkemi beno,vano " Wullé niya nébeno. Tı poncé aşmé de meymané mina". Lajeko esker fam nékeno, vano ke" Wulle kek Xidir zaf tesekur kena. Qet waxté mı çino" Xidri anciya vano ke" Wullé tı poncé aşme de meymané mina"
Waxto ke waşi éné çenitené zaf beno haylemé. Şodir şefaq de qerri u werriya pala wa. Xeberdayişé cénika qet néxelesino. Her kes wazeno ke, zemané rew mergané xo biçino. E Xidiri tayé waşé xo esto, nezdiyé birré werti de ro. Labelé cayé de xelé zahmeto. Kaş u kuşo. Tayé cayé xo çalé. Uja tirpané anitené xelé zahmeta. Xidir dewijané binan ra xelé raveri dest keno ci, kuliné ra heré herey xelesino ra. Rojé mordemé lé merga Xidiri ra véreno ra. Hal u xatiri ra tepiya mordem vanoke"
--- Xidir çixas waş kuno to dest
Xidir vano:
--- Wullé berdé(2) ra 25 girzeyi kemiyé
Mordemek fam nékeno, Vano:
--- Wullé rind kewto to dest. Xele kewto to dest.
Tabi Xidir névano ke kuli piya 5 girzeyi kewté mı dest. Nameyé berdé esto. Ayera vano berdé ra 25 girzeyi kemiyé.
Kaniréş ( Karliova) nezdiyé Gimgimi yo. Çiftlig vané, dewéde Kanireşi esta. Dewa çiftligi dé ju dewijé ma musnedar (malim) o. Namé xo Wusen o. Rojé, zeré Xidir wazeno ke şoro Wuseni bivino. Dano rayé ra şono. Çend saati ra tepiya, nezdiyé çiftligi keno. Nezdiyé dewe de rasté ju kaleki eno. Jubin ra pers bené. Kalek qeséweş o. Yaxeyé Xidiri gureto néverdano ra. Xidir aciz biyo labelé kıfş nékeno. Xo xo de ki fikirino,’ Ne kaleki dest ra ez se xo raxelesini ?’ Merik sa u so ra, hekır u nekır ra pers keno. Vano:
--- Ma xé ra tı ama Çiftlig?
Xidir zaf aciy biyo, taqalé tey némenda. Véşaniyé qet pers meké, vano:
--- Wulle ez bı şuwanétiyé cérena.
Mexsus heni vano ke, wa kalek yaxé ey raverdo. Tayina weşa kaleki ra şono. Çimé kaleki bereqiné, çar bené ya. Hebe huyayiş vano:
--- Wullé xiziri tı ma ré ruşna. Ma niya qurşuné (mermiyé, gulla) bıerzimé şuwané nékuno ma dest. Kami tı ma ré ruşna, wa heq dest- payané dé de bo.
Xidir huyéno. Xo xo de vano ke, "dé bé tezé safi ke. Ma xo ré leqi kerd. Kalek na wo rast hebé şuwani céreno" Xidir beçika xo duri ra çarneno, ano veré xo de hard musneno kaleki vano:
--- No malé tuyo
Kalek vano:
--- La lawo malé mı na verdé çı céreno. Malé mı ha wo uja.
Hebe beçika xo duri musneno Xidiri. Xidir qayt keno ke çaré çino. Yaxé xo kewto desté kaleki. Xidir niyadano ke, werté mali de ju beran esto, qoçé ey mévace tı vana qoçé gayiyé. Mordem şikino 100- 150 metro duri ra qoçané berani bivino. Xidir vano:
---Apo tı aye mevacé, no berané to kol o yan zi kel o.
Tabi kalek zaf hers beno. Labelé kıfş nékeno. Vano :
--- La -lawo tı hona berané koli u keli nas nékena. Tı be na qené şona mali? Şo; oxiré to yakerdi bo. Xidir xatir wazeno u çapik çapik dano raye ra şono.

Zemané banqé kredi déné dewijan. Dewijan hebé né kredi tedariké çéyi néné ro. Rojé, ju dewiji teba
Xidiri ra şoné banqe. Dewijke kuweno zeréyé banqe, niyadano ke zaf temiz o (paqijo). O bi lastikané
qerayo. Seréyé xo hejneno vano:
--- Xido, beno ke ma bi lastikané qera niya zeréyé banqe de...
Xidir vano:
--- Wullé nébeno. Tı gereke lastikané xo vecé.
Dewij juyé bı didine nékeno u lastikané xo veceno. Xidir çim şikneno ju hevalé xo vano; lastikané ey wedaré. Karé dewiji xelesino, vecino tever ke, cayé lastikan de pepug waneno! Nata- bota pers keno, juyo ke bivino, qet çin o. Teseliya xo kuna, vano: " Lawo Xido to be çimané sereyé xo di, mı lastike xo itya veti bi. Né bi sır, se bi"
Xidir vano:
--- Wullé mi di ju mordemi dest de bi, na heti ser şi. Hebe dest ci ré işaret keno. ‘Tı ke tayé ecele bikeré, resena cı’. Nameyé ju mordemo ké alaqa xo çin a dano ci. Dewij juye bı didine nékeno, vecino tever. Çapik- çapik reseno mordemoké Xidiri nameyé ci do. Beno yaxeyé mordemi ra, hejneno, Vano : " Ero kané lastiké mı" Merik şaşe né dewiji maneno. Beno mat, nezano ke ci ra çi vaco. " Tı çı vana, çı lastik e. Ez tawa hay ré çiyé niya". Dewij defeye biyo hersin. Ze adiré suri. Yaxeyé mordemi kewto dest, dest ra newecino. Meriki hejneno, se hejneno. Xidir qayit beno ke vaziyet beno xirab,vecené lastikané dewiji ané dané ci. Mordem yaxeye xo ci ra xelesneno ra, vano:" Şima kami no her xapina? Şima heq kené, Ali kené dolimena niya mékere"
Xo ra tucaré mali u dawari, timutim heté Erziromi ra améne Gimgim u dewané Gimgimi. Rojé zeréyé Gimgimi de dewiji dormeyé ju tucari de biyé topi. Tucari ra vaneke ewlo verinde be dewa ma. Kuli pesna mal dawaré dewa xo dané. Vanéke mal- dawaré rotişi dewa ma de zafo. Xidir ke nayé heşneno, tucari ra vano ke:
" Tı sifto veren be dewa ma. Mal- dawaré rotişi zafo. Mevinde be. Zaf pesna mali, mangayané rindan dano.Weşa tucari ra şono. Tucar vano " Wullé heni soz. Ez verinde ena dewa şima. Nameyé to bı xer. To ra vané çı. Ez ke amaya dewa şima, ez to re pers bena"
Xidir vano :
--- Vaceke Xidiro çepilderg. Tı dewa ma de kamira vacé, çeyé Xidiré çepildergi kotiro. Kuli musnené to. Çira kuli mı naskené.
Tewr alaqa Xidiriyo çepildergiyé çiné biye. Miyandoşe Xidiri teng u bari bi.Çı çepildergiyé, çı hal... Ayera tepiya dewe de pero jubini naskené zaten. Xidiri waşto ke, wa tucar bero dewa ma.
Demé Cuntaya 12é Eylul 1980 de dewa ma xeylé anit. Xeylé operasyoni werdi dewa ma. Rojé, ancina operasyon biyo. Eskeran ceni u camerdi werté dewe de kerdé top. Xeberé da muxtari ke kes çeye xo de némano. Her kes bero werteyé dewe. Ap Şaw veciyo tever.Qet hayre çiyé niyo. Xora goşan ra giran bi. Verva gomeyé xo şono. Başçawuş qerreno, bı tirki: " Hey adam! Çabuk geri dön, buraya gel! ‘. Ap Şawi ra qet veng névecino. Dewam keno verva gomi şono. Başçavuş anciya hebe hers qerreno u xeberi dano. Xidir xo tayé keno pejmurde, sayke tirki niya némecet zano, vanoké: " Qomitan beg, o sığırdır"
Başçawuş bı tirki:
--- Ne sığırı ulan. Basbayağı insandır işte.
Xidir:
--- Qomitan Beg,he insandir ema kulaği yoxtir.
Bı desté xo, goşé xo musneno Başçawuşi. Hebe işaret vanoke o kerr o, néheşneno.
Başçawuş:
--- Sağır mıdır ulan.
Xidir seréyé xo manaya ‘heyayi’ de hejneno. Ap Şawi ki kuyayiné ra xelesneno ra.
Mı şimaré tayé şenik behsé meseleyané Xidiré Weli kerd. Weşa şima wendoxan ra ke şi, ez zaf baxtiyar bena. 5 é aşma hamnaniya péyéne de xeberé ameyé, xeberé de talé. Vaké ‘Xidir şiyo rama Heqi’ Heyy, heyfé to piyayi. Merdené, tı teyna ke xo bigoyné. Sébiyené, merdéna kamaxé tı niya sotrax biverdené ra, bişiyené! Kam çi zano, Xidiri belki hona ma ré çend meseleyé bini vatené.Mekané to gul u nur bo. Ez zanen zeréyé to ra hertim rindiyé u huyayiş verdéné ra. Tı ma vir ra néşona Xidiré Weli. Tı çimané mi de Xidiro çepilderga. Oxir bo. Bizané ke, domané dewa ma ke ameyimé télewe, tı zeréyé qesané ma dera. Xo ra weşiye ki
na niya? Yani merdené xoverakerdiş kerdena. Se vaci ; Xidiré Weli, Xidiro çepilderg mekané to cennet bo. Merdené birayé weşi ya. Nameyé to seré zoné ma ra qet néşono, bizané.
http://www.vartositesi.com/

Gönderen www.vartositesi.com 7 Mayıs 2009 Perşembe 1 yorum

Subscribe here

[ + ]